26 Ocak 2010 Salı

Soul'u yeniden Sade'den dinleme zamanı...

soul müziğine en sağlam duruşu ve müzikleriyle damgasını vuran ismi Sade yeni albümüyle geliyor. bir süredir duyuyordum ama parçasını bir türlü dinleyememiştim... ne kadar yazık olmuş. üstelik de tam 10 yıldır bekledikten sonra...

nihayet bugün dinledim ve yine yeniden her zamanki gibi hastası oldum efenim... üstelik biraz daha sert tınılar da katmış tam bir efsane olmuş... yıllardır döndürmekten bıkmadığımız 'smooth operator', 'no ordinary love', 'king of sorrow' gibi unutulmaz parçalarının yanına kimbilir neler ekledi... soldier of love parçasının videosu da dönmeye başlamış muhtelif mecralarda. hala aynı kalmayı başaran nadir kadınlardan olan sade'ye bir de koreografi yapmışlar, pırıltı falan tam olmuş, süper organizasyon... daha ne diyeyim bilemedim... kendi anlatsın en olmadı:))

"I'm still alive... still looking for love .... I'm soldier of love" derken... akabinde tabi hemen internet sitesine koştum baytlar üzerinden... yeni tarzı yeni görünüm falan derken kayboldum gittim şarkının eşliğinde. yeni albümün çıkış tarihi 8 Şubat 2010... şunun şurasında ne kaldı tabi. bitmeyecek gibi gelen Ocak son haftasında yaptı yapacağını, kardı kıştı derken bu güzel haber ve şarkılarla yeniden bir dinginlik gelir mi hayata...
hadi inşolleh diyelim... dinleyelim güzelleşelim...

5 Ocak 2010 Salı

use the fork....!

yakın zamanda kış aylarının en güzel seyirlik eğlencesinin başlayacağı haberini aldık geçenlerde... birçoğumuzun bildiği -hepimiz diyemiyorum, çünkü bugün 2 arkadaşımın bu furya ile hiç alakadar olmamış olduklarını öğrendim... sarsıldım diyebilirim- efsane star wars filmleri cnbc-e tarafından yıllar sonra yeniden televizyonda yayınlanacak... yıllardır star wars'ın ilk üçlemesini sık sık izleyen biz zamane çocukları, şimdi hikayenin orijinal sırasıyla hepsi biyerde gösteriminin heyecanıyla kitlenip kalacağız ekranlara... bu sefer karanlık tarafa kurban olan bebe anakin skywalker'ın nasıl darth vader olduğunu bilerek yeniden ihya olacağız. gerçekten de zamanının en büyük prodüksiyonu olan bu fenomen filmi artık tam seri olarak izlemek için CD peşinde koşmaktan bizleri alıkoyduğu için cnbc-e kanalına ne kadar müteşekkiriz... üstelik cnbc-e dergi de oldukça geniş bir yer ayırarak, günümüzün fantastik ve bilimkurgu roman/sinema konusunda uzman ismi, kutlukhan kutlu'nun kaleminden geniş ve çok yönlü bir dosya hazırlamış hala bitiremedim diyebilirim. ilk gösterim 24 Ocakta ey ahali...


ve geliyoruz olayın -bence tabi- kopma noktasına derginin eki olarak stormtrooper, darth vader ve r2d2'nun maketleri veriliyor.... kes, katla işte size star wars ne havrikaaa. çok beğendik ofiste gezdirdik... darth vader ve r2d2'yu ise evde dvd izleme keyifleri sirasinda yakaladik.... :))

 



19 Kasım 2009 Perşembe

dünyayı kurtarmak için pedala basma zamanı..




Dünyanın en gezgin kitlesini oluşturan bisiklet kullananlar, 6 Aralık'ta "sıradan insanların tehlikeli boyuttaki iklim değişikliğine karşı harekete geçme güçlerini ve isteklerini göstermek" amacıyla dünyanın her yerinde otoyolları ve sokakları dolduracaklar.

Bu etkinlik aynı zamanda 2008 yılının Ağustos ayında yola çıkan ve Brisbone Avustralya’dan Kopenhag Danimarka’ya 1.5 yıldır bisikletiyle giden Kim Nguyen tarafından oluşturulan “Ride Planet Earth Project”in (Dünya Gezegeni Gezi Projesi) de finalini oluşturacak... 

bir diğer önemli amaç da; Birleşmiş Milletler'in Kopenhag'da düzenlediği, İklim Değişikliği Konferansı'na (COP15 Copenhagen) katılacak hükümetleri, gezegenimizin iklim güvenliği için ne yapılması gerekiyorsa ve bunların yapılmasını ikna etmek... 

Kısacası eylem, gelişmiş ülkelerin, uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmeleri de dahil, tarihsel ve güncel sera gazı salınımlarının sorumluğunu almaları, acilen sera gazı salımlarını düşürmeleri ve kendi yerel salımlarını 2020 yılına kadar en az %40 azaltmayı hedeflemelerini içeriyor.

sloganımız da; "Dünya için biz sıradan insanların da harekete geçmeye ihtiyacımız var. Konuşmak için vakit yok. Eyleme sen de katıl. Bisiklet değişimini başlat, iklim değişimini durdur... /Join The Ride! Start Cycle Change: Stop Climate Change!"

Organizasyon: The Ride Planet Earth Challenge

Tarih: 6 Aralık 2009, Pazar
Saat: 14:00 - 16:30

Yer: Sultanahmet Meydanı, İstanbul (Bitiş: Ortaköy)


18 Kasım 2009 Çarşamba

türk resmini bir de bu koleksiyondan görün...

Türk Sanatının birçok dönemini, İstanbul merkezli olmak üzere birçok sergi ve koleksiyon sayesinde izleme şansına sahip olmuştuk. Genel olarak Türkiye'nin kalburüstü ailelerinin çok değer vererek oluşturdukları bu önemli koleksiyonlardan en çok merak edilen ve en görülmemiş bir yenisi daha sanat bakışımıza ışık tutmaya hazırlanıyor...

Haliç'in en güzel noktasında yer alan Rezan Has Müzesi kurulduğundan bu yana çok önemli sergilere ve etkinliklere ev sahipliği yapan genç bir kültür-sanat merkezi. ancak bir süredir koruduğu bu kendi halindeliğini, Ahu-Can Has Koleksiyonu sergisiyle bozuyor. "Türk Resim Sanatının Bir Asırlık Öyküsü II" adından da anlaşılacağı gibi resim sanatının uzun öyküsünü gözler önüne seriyor. ancak bu öyküyü anlatırken resim sanatımızın daha önce hiç günyüzüne çıkmamış nadir eserlerini de sanat camiasının seyrine sunuyor.

Fausto Zonaro, Ovide Curtovitch, Halil Paşa, Abdülmecid Efendi, Şeker Ahmet Paşa... birçok eserini gördüğümüz isimler...

Ancak bu sergi daha fazlasını vaadediyor; Mahmut Cûda'nın 'Kırmızılı Kadın'ı, Delavalle'nin 'Galata Köprüsü', İbrahim Çallı'nın 'Adada Gezinti' ya da 'Sahilde Uzanan Kadınlar'ının yanı sıra çağdaş ressamlarımız Fahrelnissa Zeid, Nejad Devrim ve Burhan Doğançay'dan Kemal Önsoy'a, Eren Eyüboğlu'ndan İhsan Cemal Karaburçak ve hatta Muhittin Sebati'ye kadar birçok ismi bir arada sunan eşsiz bir seyir sunuyor.   

Ahu ve Can Has'ın uzun yıllara dayanan, sabır ve özenle gerçekleştirilmiş bir bilgi ve birikimi sunan koleksiyonlarının kataloğu da serginin görkemini karşılayan özelliklere sahip. 470 küsur sayfalık kitapta, Kıymet Giray'ın sunuş makalesinin yanı sıra sanatçılara özel yazılar hazırlayan isimler arasında Aykut Gürçağlar, Ömer Faruk Şerifoğlu, Esra Aliçavuşoğlu ve Enis Batur yer alıyor. 

hsbc bankasının sponsorluğunda gerçekleştirilen ve 20 Nisan 2010'a kadar açık kalacak olan sergiyi görmeden "Türk resim sanatını biliyorum" demeyin... 15 kapılı Haliç'e gitmişken eski istanbul tarihini ve manzarayı içinize sindirmeden dönmeyin....  Adres; Cibali - Kadir Has Üniversitesi'nin hemen yanıbaşı... 


29 Eylül 2009 Salı

yakın bütün ışıkları...

artık reklamcılıkta bile eskimeye başlayan bir trend "gerilla marketing". ancak gerek sanat, gerekse sosyal veya ticari birçok alanda hala etkili örneklerine rastlamak mümkün oluyor.

bunlardan bir yenisi -her zamanki gibi Türkiye'de ilk- 10 Ekim'de yine yeniliklerin ve tuhaflıkların mekanı olan Galata'da gerçekleştirilecek. adı da "guerilla lighting".. Daha önce Avrupa'nın birçok şehrinde gerçekleştirilen etkinlik, tamamen İngiliz bir aydınlatma tasarımcısının başının altından çıkıyor. Chantelle Stewart... ismi bir fransızı çağrıştıran bu sayın tasarımcı, çalışmakta olduğu önemli bir aydınlatma tasarımı ofisi bünyesindeki çalışma arkadaşlarıyla "design week" olsun efenime söyliyeyim "lighting festival" olsun bilumum sanat ve tasarım etkinliğine "guerilla lighting" projeleriyle katılmışlar. ünleri almış yürümüş ve sadece kendileri tarafından gerçekleştirilen bu etkinliği dünyanın birçok şehrinde gerçekleştirir olmuşlar... (bkz. örnek Finlandiya'dan görseller... önce/sonra...)




Proje, Galata'yı görünür kılmak amacıyla düzenlenen Görünürlük Projesi 2009 kapsamında İstanbul'da da gerçekleştirilecek. yaklaşık 60 gönüllü gerillanın katılımıyla saat 20.00-24.00 saatleri arasında Şişhane'deki Teutonia Binası ışıklandırılacak.
Galata'nın göbeğinde ve muhtelif köşelerinde de birçok ışık etkinliği düzenlenecek... haydi hayırlı seyirler bakalım...

(( Galata Perform tarafından düzenlenen Görünürlük Projesi bu yıl, semtin ana "ışık" simgesi olan Galata Mevlevihane'sinin yanı sıra sayısı neredeyse yüzbini bulan aydınlatma satıcısı ve üreticisinin meskeni olmasından dolayı "ışık" temasını ele alıyor. ))


22 Mayıs 2009 Cuma

nisantasinin kizilderilileri...


is geregi neredeyse her yerini ezberledigim bir semt oldu nisantasi. eskiden sadece okulum burada oldugu icin o da arada sirada ugradigim bir yerdi. ancak tabi yasam insani bir donguye sokunca onun icinden "aman ben ugrasamam senle" diyip levellar› skip yapip gecemiyoruz.. yillar sonra dondugumde bu durumu pek yadirgamistim. ama artik alistim tabi..

hatta artik istanbul'un en merkezi noktalarindan biri olarak cekim merkezi oldugunu kabul etmek durumundayim. alisverisin acik havada yapilabilecegi en iyi semtlerden biri oldugunu bile iddia edebilirim hatta....

bugun karsilastigimiz ozellik ise taksime tas cikartacak bir etkinlige sahne olmasiydi. istiklal caddesinde gormeye alistigimiz ama her 5 dakika sonra polis tarafindan ikaz edilen ya da otelenen muzisyenlerin durumu hep sinir eder beni. ama nisantasinda o konuda da yasanan acilimlar -ya da sokak gosterisi gibi gorunen ama aslinda bir organizasyonun parcasi olan- ilgi cekiyor. 2 gundur bir kizilderili grubu, gayet etnik kiyafetleri icinde muziklerini icra ediyorlar. ustelik city's nisantasinin onunde ve gayet rahatlar. amfilerini de kurmus, danslariyla ve muzikleriyle -istiklal ile karsilastirilinca- gayet dar bir kaldirimda insanin gununu senlendiriyorlar. isten kacip kacip dans mi etsek biz de diye dusunmedik degil. hatta ofise kizilderili nidalariyla girmek bile gecti icimizden. neden mi yapmadik. asansore biner binmez muzigi duyamaz olduk da ondan...


nisantasinin eglenceli yanlari tek tuk olsa da bazen insani sevindiriyor beklenmedik etkinliklerle.. ozellikle de bedava ise ve boylesine ozellikli ise...

20 Nisan 2009 Pazartesi

organik ya da ekolojik önemli olan sağlık...

dünya çapında günlük hayatın bir parçası haline gelmiş olan ekolojik yaşam Türkiye'de de -biraz ite kaka da olsa- bir noktaya gelmeye başlıyor...

ilk girişim; 2006 yılında buğday derneği tarafından kurulan Feriköy Ekolojik Pazarı oldu. Halen, her cumartesi kurulan bu pazar, daha çok "ekolojik yaşam kültürü"nün yaygınlaştırılmaya çalışıldığı, üretici ile tüketicinin doğrudan iletişim kurabildiği bir platform özelliği taşıyor. öyle ki artık İstanbul'un yanı sıra Antalya'da ve pazar günleri de Ankara'da ekolojik pazarlar düzenleniyor. bildiğimiz semt pazarından farklı dedik ama aslında yine de pazar işte, sabah saat 6:00-7:00 civarında tam anlamıyla insanlarla dolup taşıyor.:)

ekolojik pazarlar Türkiye'deki ekolojik ürün pazarını geliştirip bir sektör haline getirse de önemli bir noktada gene hataya düşülüyor. her zamanki gibi gerek pazarda gerekse ekolojik ürün satan dükkanlarda, öncelikli amacı "kısa yoldan para kazanmak" olan kişilere çok sık rastlanabiliyor. buğday derneği'nin kontrolüyle bu tür girişimlerin pazarda yer edinmemeleri için ciddi bir çaba sarfediliyor. ancak en büyük sorun olan "organik ürünlerin daha pahalı olduğu" önyargısı, insanların kör noktası olmayı sürdürüyor. evet organik ürünler biraz daha fiyatlı. ama özellikle taze sebze ve meyvelerde bu durum biraz daha eşitlenmeye başlanmış durumda... burada önemli soru kendimiz için neyin daha önemli olduğu.. haklı olarak daha pahalı bir ürün satın almak hele ki bizimki gibi 2 yılda bir krize giren bir ülkede ciddi bir lüks... ama diğer yandan özellikle de taze ürünlerdeki -yemeklik sebzelerden salata malzemelerine kadar- tatsızlık da sinir bozucu olmaya başlıyor. ne yediğimizden birşey anlıyoruz ne de pişirilen yemeğin bir keyfi oluyor.

bu konuda yeni ciddi girişimler de yok değil. özellikle de organik ürün tüketiminin yaygınlaşması ve ürünlere daha kolay ulaşılmasını sağlamak amacıyla birçok girişimci konuyla ilgili çalışmalarına hız vermiş durumda. en önemlisi evlere organik ürün kutusu dağıtımı... gerek istanbul gerekse istanbul dışına gönderilebilen organik ürün kutuları direkt adrese teslim ediliyor. içeriği öncelikli olarak organik sertifikalı taze sebze-meyvelerden oluşan kutulara ayrıca yine organik sertifikalı yumurta, zeytinyağı, baklagiller, baharatlar, bitki çayları gibi birçok ürün daha eklenebiliyor. bu hafta ilk defa olarak bizzat denedim bu hizmeti... pek fazla yeşillik sevmem aslında ama kıvırcık ve roka dahil birçok yeşillik ve meyve olan kutumdaki ürünlerin sadece kokuları bile keyifli yemek hevesimi uyandırmaya yetti.. evimizin meraklı enerji patlağı kedisi üzümün de kutuya bayıldığını itiraf etmeliyim...

bu girişimi gerçekleştiren atlas ekolojik, çarşamba ve cumartesi günleri kutu dağıtımı yapıyor. üstelik istanbul dışına da kutu gönderimi yapıyorlar... böylece evinin dibinde bile olsa haftanın bir günü pazara gitmeye zorlananlar için kapılarına kadar her çeşit organik sertifikalı taze sebze meyve ve bilumum ürünü satın alabilme imkanı sunuyorlar...

dünyada bu işle ilgili birçok site bulunuyor. birçok akıl fikir alınacak yer var. en iyi ve kapsamlılarından biri treehugger.com neredeyse her gün onlarca yeni bilgi girişi oluyor ve birçok yere de link veriliyor. bu hızlı bilgi akışı içinde tabi Türkiye'deki gelişmeler de sık sık yer alıyor. bir başka site de bu konuda en hassas tüketici grubunu oluşturan annelerden. Türkiye'de ise bu konuda şimdilik birbirinden oldukça uzak noktalardaki birçok insan konuyla ilgilense de ekolojik yaşam felsefesini yaygınlaştırmak ya da ilgilenenleri bir araya getirecek etkin bir girişime çok nadir rastlanıyor.

geçtiğimiz yıl yine bir girişim yapıldı. her ayın son çarşambası karaköyüm adlı bir restaurantta organik ziyafetler düzenlenmeye başlandı. istanbul manzarası eşliğinde düzenlenen ve yemeklerin tamamı organik sertifikalı ürünlerle hazırlanan ziyafette, organik tarım yapan üreticilerin yanı sıra konuyla ilgilenen birçok insanın da katılmasıyla daha lezzetli bir sohbet ortamı oluşturuluyor. amaç; türkiye'deki organik tarım ve organik ürün tüketimi konusunda bilinci artırmak... yemekte sunulan masadaki tuzdan içeceklerine kadar herşeyin sağlıklı olmasının yanı sıra ürünü bizzat yetiştiren insanların da orda olması muhabbetlerin içeriğinin de lezzetli olmasını sağlıyor diyebiliriz. her ayın son çarşambası ajandam müsait oldukça kendime organik ziyafet hem de organik muhabbet çekeceğim sanıyorum ki...

sonuçta hepsi doğaya ve yaşama saygının bir göstergesi...
:))